Değişimin ayak sesleri

07.08.2017 10:07 Tüm Yazıları

İletişim dünyasında teknoloji devrimini tetikleyen gelişmeler otomotiv sektöründe yeni bir sürecin kapısını aralıyor.

Sektörün öncü markaları bu sürece ayak uydurmanın doğum sancılarını çekiyor. Otomotiv sektöründe hibrit araçlarla önü açılan yeni dönemde en büyük sorun standardizasyon olarak karşımıza çıksa da, bu aşılmaz bir durum değil. 

Otomobil tutkunlarına daha geniş seçenekler sunmaya hazırlanan yarı otonom araçlar beklenenden daha kısa sürede yollarda boy gösterebilir.

Bu durum, dünyanın önde gelen otomotiv devinin sonunu getirecek kadar hızlı olabilir. 

Telefon sektöründe son 25 yılda gelinen süreci hatırlamakta fayda var.

Sektörde araç telefonlarına milyonlarca dolar yatırım Motorola başta olmak üzere çok sayıda elektronik şirket hala geleceği iyi görememenin sancılarını çekiyor. Ara ürün olarak karşımıza çıkan Çağrı Cihazları'nı aranızda hatırlayan var mı?
Daha geriye giderek, çevirmeli telefonlardan, tuşlu ev telefonlarına geçişin büyük büyük bir teknolojik yenilik olarak boy boy gazete ve TV reklamlarında kendini gösterdiğini eminim çoğumuz unuttuk..

İşte böyle tarihi tekerrür dönemine tanık oluyoruz.

Hibrit otomobillere yapılan milyarlarca dolarlık AR-GE yatırımı bir çırpıda çöpe gidebilir. 

Yakıt tasarrufu için kurulan yüzlerce sistemin üreticisi şirketler için sancılı bir dönemin eşiğine geldik. 

Petrole dayalı yakıt yerine alternatif yakıt arayışı muhtemelen uzun bir süre daha ertelenecek gibi görünüyor. Volvo, KIA, Hyundai gibi markaların son günlerde yazılım teknolojisinin en yeni marifetlerini eklediği modelleri için duyurular yaparken beyaz eşya devi Bosch'un da akıllı otomobil sektörüne yatırım yaptığı haberleri gelmeye başladı.
Yeni süreci iyi analiz edenler, geleceği iyi okuyanlar öncü olmakla kalmıyor, aynı zamanda batmaktan kurtulmayı başarıyor. 

Türkiye Cumhuriyetin 100. yılını 'Milli Otomobil' aşkının ilk modelleri ile süsleme hazırlıkları sürerken, sektörden gelen uyarıların dikkate alınmaması oldukta manidar.

Çok sayıda ülkede petrole dayalı araçların 2020'den itibaren aşamalı olarak terk edildiği bir dönemde, Türkiye'nin motorinli araçta ısrar etmesi akıllara zarar bir tercih olarak gösteriliyor.
Çok sayıda AB ülkesinde motorinli otomobillerin trafiğe çıkışının yasaklandığı bir dönemde, Türkiye'nin tercihini demode mazotlu motorlarla yolları 'Milli' otomobille doldurması hiç akıllaca değil.

Kendi uçağını, kendi motoronunu, otomobilini yıllar önce üretmeyi, dünyanın önde gelen ülkelerine satmayı başaran genç cumhuriyetin dinamik ruhunu, kitleleri hameset dozu yüksek 'Milli' hislerle örselemeye kimsenin hakkı yok.
Dünya otomotiv sektörünün yeni rotasını petrolsüz, motorsuz, otonom araçların belirleyeceğini görmemek Türkiye'nin bu konuda büyük bir pazarda sadece tüketici rolünde kalmasına neden olacaktır.

Bu konuda sektörün ortak sesi olan Sivil Toplum Kuruluşları'nın suskun kalmasını da oldukça manidar bulduğumu belirtmekte fayda görüyorum.

TÜBİTAK başta olmak üzere çok sayıda üniversitenin kendi kısıtlı imkanlarıyla geliştirdiği projeler üç beş bin dolarlık destek bulamadığı için universal yarışmalara katılamazken, kaynağı şaibeli bir projenin ısrarla 'Milli Otomobiel' olarak kabul görmesini anlamak mümkün değil.

Çin, ABD, Japonya, Fransa, Almanya ve Güney Kore şirketlerinin başını çektiği yeni nesil araçlar Türkiye yollarında sessizce çoğalırken yeniden 'Milli otomobil' arayışına girmenin ne anlamı var?